1)  2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “zamanaşımı” başlıklı  109.maddesinin 1.fıkrasında (2) yıllık zamanaşımından sözedilmiş ise de, bu süre çok ayrık durumlar dışında yalnızca araç hasarında söz konusudur. Ölüm ve yaralanmalarda 109.maddenin 2.fıkrasındaki uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri (sürücü, işleten, girişimci, sigortacı ayrımı yapılmaksızın tümü hakkında) uygulanır.Çünkü, ölüm ve yaralanma ile sonuçlanan kazalar cezayı gerektiren eylemlerdir; kusurlu sürücü hakkında ceza hükümleri uygulanır. 2918 sayılı Yasa’nın 85/Son maddesine göre,  işleten (araç sahibi, girişimci vb.) sürücünün kusurundan “kendi kusuru gibi sorumlu” olduğundan ve  Yasa’nın 91. maddesine  göre  sigortacı işletenin sorumluluğunu belli bir miktara kadar üstlenmiş bulunduğundan tümü hakkında Yasa’nın 109/2. maddesindeki uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri uygulanır.

2)  Uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri, eski  765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 455-459.maddelerindeki eylemler nedeniyle 102.maddeye göre, bir ölü veya bir yaralı varsa (5) yıl, birden fazla ölü ile bir ölü ve bir veya birden fazla yaralı varsa (10) yıl iken,  5237 sayılı yeni Türk Ceza Yasası’nın yürürlüğe girmesinden sonra Yasa’nın 66’ncı maddesine göre, zamanaşımı süreleri  ölümlerde  (15) yıl, yaralanmalarda (8) yıl olmuştur. Eğer aynı olayda hem ölü, hem yaralı varsa tümü için zamanaşımı süresi  (15) yıl olacaktır.

Aşağıda, trafik kazalarına ilişkin kısa ve özlü açıklamalar yapıldıktan sonra, zamanaşımı süreleri, zamanaşımının başlangıcı, işleyişi, kesilişi anlatılmış; Yargıtay kararlarından örnekler verilmiştir.

I-  TRAFİK KAZALARI

1-  Tanım

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 3.maddesinde trafik kazası “Karayolu üzerinde hareket halinde olan bir veya birden fazla aracın karıştığı ölüm, yaralanma ve maddi zararla sonuçlanmış olan olay” olarak tanımlanmıştır.

Bir başka ve daha geniş tanıma göre de: “Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan motorlu, motorsuz ve özel amaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lâstik tekerlekli traktörlerin karıştığı ölüm, yaralanma ve maddi zararla sonuçlanan kazalar trafik kazası’dır.”

Bir olayın Yasa kapsamında  “trafik kazası” sayılabilmesinin koşulları şunlardır:

a)  Kaza,  karayolu üzerinde meydana gelmiş olmalıdır.

b)  Olaya hareket halinde olan bir veya birden fazla araç karışmış olmalıdır.

c)  Olay sonunda ölüm, yaralanma ve maddi zarar doğmuş bulunmalıdır.

d)  Olay ile ölüm, yaralanma maddi zarar arasında “nedensellik bağı” kurulabilmelidir.

2-  Oluş biçimlerine göre trafik kazası türleri

Trafik kazaları:

a)  İki veya daha fazla aracın çarpışması biçiminde;

b)  Çarpışan araçların ardı sıra başka araçların da karışması ile zincirleme;

c)  Sürücü hatası sonucu tek yanlı kaza biçiminde;

d)  Tek yanlı, ancak yol kusurlarının da etken olması  ile;

e)  Motorlu aracın yayalara çarpması biçiminde;

f)   Motorlu aracın, taşıdığı yolculara zarar vermesi biçiminde;

g)  Motorlu aracın hayvanlara, nesnelere ve tesislere çarpması biçiminde

h)  Aracın düzenli bakımının yapılmamasından kaynaklanan teknik arıza biçiminde;

i)   Aracın imalât hatasından kaynaklanan teknik arıza biçiminde;

ı)   Demiryolu geçidinde tren ile  kara motorlu aracının çarpışması biçiminde;

k)  Karşı konulmaz doğa olayı (mücbir sebep) nedeniyle gerçekleşebilir.

3-  Uygulanan yasalara göre trafik kazası türleri

Olay, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda  tanımlanan  “trafik kazası” biçiminde gerçekleşmekle birlikte, aynı zamanda iş kazası  sayılmakta veya yolcu ve yük taşıyanın sorumluluğunu gerektirmekte  ise, uygulanacak yasa hükümlerine göre trafik kazaları üçe ayrılır. Bunlar :

a)  Olağan trafik kazaları (2918 sayılı KTK)

  1. Trafik-iş kazaları (2918 sa. KTK, 4857 sa. İş Kanunu, Sosyal Güvenlik Yasaları)

c)  Yolcu ve yük taşıma kazaları (2918 sa.KTK., 4925 sa. Karayolu Taşıma Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’nun  taşıma ile ilgili hükümleri)

Kuşkusuz tüm bu kaza türlerine  Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri ile eylemin suç niteliği taşıması durumunda Türk Ceza Kanunu hükümleri uygulanacaktır.

II- TRAFİK KAZASI NEDENİYLE DAVA TÜRLERİ

1-  Ölüm nedeniyle maddi ve manevi tazminat  (BK.m.45, 47)

Trafik kazasında ölen kişinin desteğinden yoksun kalanlar, mirasçılık söz konusu olmaksızın, kaza sorumlularından (işletenden, sürücüden,sigortacıdan)  maddi ve manevi tazminat (BK. m.45/2), cenaze giderleri ve ölüm hemen gerçekleşmemiş ise kaza gününden ölüm gününe kadar  hastane ve yol giderleri başta olmak üzere yapılan her türlü masraflarını ve kazanç kayıplarını (BK.m.45/1) isteyebileceklerdir.

2-  Bedensel zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat  (BK.m.46, 47)

Trafik kazasında yaralanan kişilerin bedensel zararlarını şöyle bölümlendirebiliriz:

a)  Kalıcı sakatlık (sürekli kısmi veya sürekli tam işgöremezlik) durumu;

b)  Geçici işgöremezlik durumu;

c)  Kalıcı veya geçici ruhsal bozukluk;

d)  Mevzuattaki eksiklik nedeniyle sakatlık oranı  verilemeyen estetik zararlar.

Bedensel zararlar nedeniyle açılacak tazminat davalarında istek kalemlerini de şöyle sıralayabiliriz:

a)  Kalıcı sakatlık sonucu kazanç kaybı ve kazançlarda bir eksilme olmasa bile güç (efor) kaybı nedeniyle maddi ve manevi tazminat;

b)  İleri derecede sakatlıkta, yaşam boyu başkasının bakımına muhtaç olma durumunda “bakıcı” giderleri;

c)  Geçici işgöremezlik durumunda kazanç kaybı veya iyileşme süresince başkasının yardımına ve bakımına  gereksinim nedeniyle o kişinin emeğinin karşılığı;

d)  Tedavi ve iyileşme giderleri, ameliyat giderleri ile iyileşme süresince yapılan her türlü harcamalar, kaza geçirenin ve yakınlarının yol, yeme-içme, barınma giderleri.

Borçlar Kanunu 46. maddesi 1.fıkrasında, zarar görene, kapsamını belirtmeksizin “bütün masraflarını” isteme hakkı  tanınmıştır. Masraflar kavramının kapsamına, zarar görenin, beden bütünlüğünü eski haline getirmeye, yani iyileşmeyi sağlamaya veya hastalık ya da sakatlığın artmasını önlemeye yönelik harcamak durumunda olduğu ve ilerde harcaması olası bütün masraflar girer. BK. 46.maddesi, yalnızca bedensel değil, ruhsal bütünlüğün zarara uğratılması durumunda da uygulanır. Bazı durumlarda bedensel bütünlüğün zarar görmesi, çalışma gücünü etkilememiş olsa bile, ruhsal sarsıntı ve kişide yarattığı sinir bozukluğu bir takım maddi ve manevi zararlara neden olabilir. Gerek bilimsel ve gerekse yargısal görüşlere göre, bedensel tamlığın bozulması kavramına, insan vücudunda herhangi anatomik bir değişikliğe yol açacak (çarpma, vurma, kırma, yaralama gibi) etkenlerden başka; bedensel bozukluğa yol açmayan, ancak kişide ruhsal ve sinirsel etkiler yaratan durumlar da girer.[1]

3-  Kaza geçiren kişinin yakınlarının maddi ve manevi zararları

Yalnız kaza geçirenin değil, anne, baba, eş, çocuk, kardeş gibi yakınların da olay nedeniyle ruhsal sarsıntı, kalp krizi ve benzeri rahatsızlıklar geçirmeleri de maddi ve manevi tazminat konusu olabilir. Çünkü bu durumda onların zararları ile haksız eylem arasında uygun nedensellik bağı vardır.[2] Örneğin, gözlerinin önünde cereyan eden bir trafik kazasında feci şekilde ellerini veya ayaklarını kaybeden bir çocuğun annesinin geçirdiği şok sonucu ruhsal ve sinirsel dengesinin bozulması, maddi ve manevi tazminat isteğini haklı kılar. Bu zarar, dolaylı değil, zarar görenin kişiliğinde doğrudan doğruya doğan bir zarardır.[3]

Yaralanarak bedensel zarara uğrayan oğlu yüzünden, ruh sağlığı bozulup tedavi olmak zorunda kalan baba, aradaki nedensellik bağı nedeniyle manevi tazminatın yanı sıra, kendisi için yaptığı giderleri ve işten kalma  nedeniyle kazanç kayıplarını  da isteyebilecektir.[4]

4-  Araç ve eşya hasarı nedeniyle tazminat

Trafik kazasında aracı hasarlanan veya araçtaki eşyaları zarar gören kişi, kusursuzluğu veya karşı trafın kusuru oranında maddi zararlarını isteyebilecektir. Böyle bir davada zamanaşımı süresi KTK 109.maddesi 1.fıkrasına göre (2) yıl ise de, aynı kazada ölüm ve bedensel zarar da varsa, zararın bütünlüğü ilkesince, 109.maddenin 2.fıkrasındaki uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri  araç ve eşya hasarı isteklerinde de uygulama yeri bulacaktır.[5]

III-TRAFİK KAZALARINDAN SORUMLU OLANLAR

1-  İŞLETENLER

Motorlu araç işletenler, 2918 sayılı KTK’nun iki ayrı maddesinde tanımlanmış ve sınıflandırılmışlardır.

Yasa’nın 3.maddesindeki tanıma göre: “İşleten, araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği veya araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır.”

Yasa’nın “hukuki sorumluluğa” ilişkin 85.maddesi 1.fıkrasına göre : “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bir teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan ortalaşa ve zincirleme sorumlu olurlar.” İşletenlerin bu sorumluluğu “tehlike sorumluluğu”dur.

İşletenlerin “tehlike” ilkesince sorumluluklarının doğal sonucu, sürücünün ve yardımcı kişilerin kusurlu eylemlerinden “kendi kusuru gibi” sorumlu olmasıdır.  Bu konu 2918 sayılı KTK’nun 85.maddesi “Son” fıkrasında yer almış;“İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur” denilmiştir. Bu nedenledir ki, uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri  araç sahibi, işleten ve işleten sayılanların tümüne uygulanır.

Yasa’daki tanımlara göre, trafik kazalarından “tehlike sorumluluğu” ilkesince sorumlu olan ve sürücü ile yardımcı kişilerin kusurundan “kendi kusuru gibi” sorumlu tutulan işletenleri şöyle bölümlendirebiliriz:

a)  Araç sahibi-işleten

b)  Bir şirket (firma) ünvanı altında motorlu araç işletenler

c)  Motorlu araçlarla yolcu ve yük taşıma işlerine katılan taşımacı, girişimci, üstlenici, gezi ve tur düzenleyici, bilet ve irsaliye düzenleyerek, yolcu ve yük taşıma işlerine aracılık ederek motorlu aracın işletilmesine doğrudan veya dolaylı katılan, motorlu aracın işletilmesinden ekonomik yarar sağlayan tüm gerçek ve tüzel kişiler

d)  Mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta, alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen kişiler

e)  Aracın uzun süreli kiralanması, ariyet veya rehin alınması gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişiler

Motorlu araç işletenler ve işleten gibi sorumlu olanlar, 2918 sayılı KTK’nun 86.maddesi 1.fıkrasına göre: ”Kendilerinin veya eylemlerinden sorumlu tutuldukları kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederlerse sorumluluktan kurtulurlar.”

2-  İŞLETEN GİBİ SORUMLU OLANLAR

2918 sayılı  KTK.nun çeşitli maddelerine göre, motorlu araçların işletilmesiyle dolaylı olarak ilişiği bulunan bazı kişiler de, doğrudan işleten konumunda olmamalarına karşın, işleten gibi sorumlu sayılmışlar; bu arada motorlu aracı herhangi bir biçimde ele geçiren ve kullanan kişiler de işleten gibi zarardan sorumlu tutulmuşlardır. Bunlar, yasanın çeşitli maddelerine göre aşağıda açıklanmıştır.

a)  Motorlu araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunanlar

Yasanın 104. maddesine göre : “Motorlu araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunan teşebbüslerin sahibi, gözetim, onarım, bakım, alım-satım, araçta değişiklik yapılması amacı ile veya benzeri bir amaçla kendilerine bırakılan bir motorlu aracın sebep olduğu zararlardan dolayı, işleten gibi sorumlu tutulurlar.”

b)  Yarış düzenleyicileri

Yasa’nın 105. maddesine göre, yarış düzenleyicileri yarışa katılanların veya onlara eşlik edenlerin araçları ile gösteride kullanılan diğer araçların sebep olacakları zararlardan dolayı motorlu araç işletenin sorumluluğuna ilişkin hükümler uyarınca sorumludurlar. (m.85)

c)  Devlet ve kamu kurumları

Yasa’nın 106.maddesine göre: ”Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır.”

d)  Motorlu aracı çalan veya gaspeden kişiler

Yasa’nın 107.maddesine göre : “Bir motorlu aracı çalan veya gaspeden kimse, işleten gibi sorumlu tutulur. Aracın çalınmış veya gaspedilmiş olduğunu bilen veya gereken özen gösterildiği takdirde öğrenebilecek durumda olan aracın sürücüsü de onunla birlikte ortaklaşa sorumludur. İşleten, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerden birinin aracın çalınmasında kusurlu olmadığını ispat ederse,sorumlu tutulamaz. İşleten, sorumlu olduğu durumlarda diğer sorumlulara rücu edebilir.”

3-  SÜRÜCÜ VE YARDIMCILARI

a) Sürücü

2918 sayılı KTK’nun 3.maddesindeki tanıma göre: “Sürücü, karayolunda motorlu ve motorsuz bir aracı veya taşıtı sevk ve idare eden kişidir.” Ayrıca “şoför” tanımı yapılmış ve “Şoför, karayolunda ticari olarak tesçil edilmiş bir motorlu taşıtı süren kişidir” denilmiştir.

Motorlu aracı kullanan sürücülerin ölüm, yaralanma ve maddi hasarla sonuçlanan kazalardan dolayı sorumlu tutulabilmeleri için, kazanın meydana gelişinde kesinlikle “kusurlu” olmaları gerekir. Onların sorumluluğu “tehlike sorumluluğu” değil,  yalnızca “kusur sorumluluğu”dur. Eğer kazanın nedeni, sürücü kusuru değil de “teknik ârıza” ise, sürücü sorumlu tutulamaz. Çünkü, motorlu aracın düzenli olarak bakım ve onarımından işleten sorumludur. Şu kadar ki, kazaya neden olan motor arızası, sürücünün yanlış ve özensiz kullanımı sonucu ise, belirlenecek kusur oranı üzerinden işletenle birlikte  sürücü de sorumlu olur.

Sürücü kusurunun belirlenmesinde, önemli olan “kazanın nedeni”dir. Bir başka anlatımla, zararlı sonuç ile sürücünün davranışı arasında “nedensellik bağı” kurulabilmelidir. Eğer bu bağ kurulamıyorsa, kazanın nedeni, sürücü kusuru değilse, sürücü belgesiz veya yetersiz belgeyle araç kullanılmış olması durumlarında, sürücü zarardan sorumlu tutulamaz. Bunun gibi, sürücü alkollü olup da kazanın nedeni alkol değilse gene sorumlu olmaz.

b) Sürücü yardımcıları

2918 sayılı KTK’nun 3.maddesinde yardımcı kişiler “Hizmetli” nitelemesiyle: “Araçlarda, sürücü hariç, araç veya taşıma hizmetlerinde süreli veya süresiz çalışan kişiler ile iş makinelerinde sürücü dışındaki kişiler” diye tanımlanmıştır.

4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun  34.maddesi gereği yürürlüğe konulan Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 58-59.maddelerinde yardımcı kişiler ve nitelikleri şöyle açıklanmıştır:

1.Taşımacılar, hizmetleri yürütebilecek yeterli sayı ve nitelikte personel bulundurmakla yükümlüdürler. Yeterli sayı ve nitelikte personel istihdam edilme­mesi durumunda doğacak her türlü zarar ve ziyandan sorumludurlar.

2.Taşıma işlerinde çalıştırılanlar, hizmetin gerektirdiği niteliklere ve bu Yö­netmelikte yer alan mesleki yeterlilik belgelerine sahip olmak zorundadırlar.

3.Üstlendikleri hizmet ile ilgili görev ve sorumluluklarını yerine getirmek zo­rundadırlar.İşyeri ve işyerinin güvenliğini tehlikeye düşürecek fiil ve eylemlerde bulunamazlar.

Sürücü yardımcıları, çoğunlukla yolcu taşıyan otobüslerde şoför yardımcısı, hostes, bagaj sorumlusu gibi kişilerdir. Kamyonlarda genellikle yükleme-boşaltma ve manevra gibi işlerde çalıştırılan “şoför muavini” bulunur. Bu kişilerin kazaya neden olmaları, zararlı sonuçlardan sorumlulukları çok az rastlanan durumlardır. İşletenler, bunların da zararlandırıcı eylemlerinden 2918 sayılı  KTK’nun 85/Son maddesi gereği “kendi kusurları gibi” sorumlu olurlar.

4-  TAŞIMACILAR

Yolcu ve yük taşıma işleriyle uğraşan gerçek ve tüzel kişiler, hem “motorlu araç işleten” olarak  2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine göre ve hem de “taşımacı”olarak  Türk Ticaret Kanunu ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu hükümlerine göre sorumludurlar. Taşımacıların sorumlulukları, motorlu araç işletenlerin sorumluluklarına oranla daha fazladır. Çünkü :

a)  Motorlu araç işletenlerin (araç sahiplerinin) sorumlulukları “trafik kazası” ile sınırlı iken, taşımacılar, taşımanın başladığı yerden bittiği yere kadar araç içinde ve dışında meydana gelen her türlü zararlardan sorumludurlar. Daha geniş bir anlatımla:

Motorlu araç işletenler, 2918 sayılı KTK’nun 3.maddesindeki tanıma ve 85.maddesi hükmüne göre  “Karayolu üzerinde hareket halinde olan bir veya birden fazla aracın karıştığı ölüm, yaralanma ve maddi zararla sonuçlanan” trafik kazalarından sorumlu iken,

Taşımacılar ve taşıma faaliyetlerine katılanlar, Türk Ticaret Kanunu’nun 781.maddesine göre “Eşyanın kendilerine teslim edildiği tarihten gönderilene teslim olunduğu tarihe kadar geçen süre içinde her türlü zarardan ve hasardan sorumludurlar.” Gene Türk Ticaret Kanunu’nun 806.maddesi ile  4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 7.ve 17.maddelerine göre “Taşımacılar, yolcuların sağlıklı, rahat ve güvenli bir yolculuk yapmalarını sağlayacak her türlü önlemleri almakla ve onları gidecekleri yere sağ ve sağlıklı olarak ulaştırmakla yükümlü olup, taşıtın kalkış noktasından varış noktasına kadar taşıt içinde veya duraklama yerlerinde yolcuların uğrayacakları her türlü zararlardan sorumludurlar.”

b)  Taşımacılar ve taşıma faaliyetine katılanlar, hem “tehlike sorumlusu” ve hem de “kusur sorumlusu” oldukları gibi, motorlu araç işleten olarak 2918 sayılı KTK’nun 85/Son maddesine ve taşımacı olarak Türk Ticaret Kanunu’nun 782.maddesine göre çalıştırdıkları kişilerin kusurunda “kendi kusuru gibi” sorumludurlar.

c)  Taşımacılar, Türk Ticaret Kanunu’nun 806.maddesi 2.fıkrasına ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 18.maddesi 2.fıkrasına göre “Kendilerinin veya eylemlerinden sorumlu tutuldukları kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya hak sahibinin ya da bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederlerse sorumluluktan kurtulurlar.”

5-  İŞVERENLER

Motorlu araç işletenler ve taşımacılar, çalıştırdıkları kişilerin “işvereni” olarak, İş Yasası  ve Sosyal Güvenlik Yasaları hükümlerine göre ve “tehlike sorumluluğu” ilkesince  çalıştırdıkları kişilerin geçirdikleri “iş kazalarından” sorumludurlar. Motorlu araçlarda ve taşıma işlerinde çalıştırılanların “iş kazası” geçirmeleri genellikle ve çoğunlukla “trafik-iş kazası” biçiminde olur. Burada asıl konumuz trafik kazaları olmasına göre, yalnızca “trafik-iş” kazaları üzerinde durulacaktır.

Trafik-İş kazası, “işveren tarafından verilen işin, bir motorlu taşıtın kullanılmasını veya taşıtı kullanana yardım edilmesini gerektirmesi ya da  işin yapılacağı yere işveren tarafından sağlanan taşıtla götürülüp getirilme veya iş gereği yolculuk yapılması sırasında işçinin geçirdiği kaza” olarak tanımlanabilir. Buna tanıma göre, trafik-iş kazasının unsurlarını şöyle sıralayabiliriz:

a)  İş kazası bir “taşıt kazası” biçiminde olmalıdır.

b)  Kaza geçiren işçi, bedence ve ruhça bir zarara uğramış veya ölmüş bulunmalıdır.

c)  Kaza, işveren tarafından yürütülen bir işle ilgili olmalıdır.

d)  İşçi, işverene ait işi yaptığı veya işveren tarafından görevli olarak bir yere gönderildiği  ya da  işveren tarafından sağlanan araçla taşındığı sırada bir taşıt kazası geçirmiş olmalıdır. (5510 sa.Yasa m.13, 506 sa. Yasa m.11/A)

4857 sayılı İş Yasası’nın 2.maddesi 3.fıkrasına (eski 1475 sayılı Yasa’nın 1.maddesi 2.fıkrasına) göre “araçlar” işyeri kapsamındadır. 4857 sayılı Yasa’nın 66.maddesinde (eski 1475 sayılı Yasa’nın 62.maddesinde) belirtilen süreler, iş süresinden sayılır. Bunların taşıtlarla ve taşımalarla ilgili olanları şunlardır:

a)  İşçilerin işveren tarafından işyerlerinden başka bir yerde çalıştırılmak üzere götürülüp getirilmeleri sırasında yolda geçen süreler;

b)  İşçinin işveren tarafından başka bir yere gönderilmesi sırasında, asıl işini yapmaksızın geçirdiği süreler;

c)  Ayrıca işveren, ister kendine ait olsun, ister kiralanmış bulunsun, servis araçlarında meydana gelen kazalardan dolayı “işveren” ve “işleten” olarak sorumludur. (506 sayılı Yasa m.11/A-e ve 5510 sayılı Yasa m.13-e)

İşveren olarak, motorlu araç işletenlerin çalıştırdıkları kişilere karşı sorumlulukları, üçüncü kişilere karşı sorumluluklarından farklı ve daha ağırdır. Çünkü, işletenler, işveren olarak, trafik ve taşıma ile ilgili yasaların yanı sıra, iş ve sosyal güvenlik yasalarına göre de (çalıştırdıkları kişilere karşı) sorumludurlar. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesine (eski 1475 sayılı Yasa 73.maddesine) ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğine ilişkin tüzük ve yönetmelik hükümlerine göre: “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar.”

Daha somut bir anlatımla, işveren, , kazanın olmaması için akla gelebilecek her türlü önlemleri almış, ayrıca özen ve gözetim görevini yerine getirmiş bulunmalıdır. Buradaki sorumluluk, 27.3.1957 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, işverenin “özen ve gözetim ödevinin” objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan “kusura dayanmayan” bir sorumluluktur.

İşverenin sorumluluğu, ancak zarar görenin veya üçüncü kişinin tam ve ağır kusuruyla ya da mücbir sebeple  ortadan kalkabilir. Bunun dışında, işveren ve işleten, doğrudan bir kusuru bulunmasa bile “tehlike sorumluluğu” ilkesince, doğan maddi ve manevi  zararları ödemekle yükümlüdür. Başka bir anlatımla, işverenin “trafik-iş” kazasından sorumlu tutulabilmesi için, kazanın oluşu ile  çalıştırılan kişinin işçinin ölümü veya bedensel zarara uğraması arasında “nedensellik bağı” kurulabilmeli; işverenin  sorumluluğu ile kaza arasındaki nedensellik bağının, işçinin yada üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olmalıdır. Eğer “nedensellik bağı” kesilmişse, çok ayrık durumlar dışında, işveren (işleten) sorumlu tutulamaz.

6-  SİGORTACILAR

Trafik kazaları nedeniyle sigortacıların sorumlu oldukları “zorunlu” veya “isteğe bağlı” sigorta türleri ve ilgili yasalar şunlardır:

a)  Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91.maddesine göre motorlu araç işletenler Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası yaptırmak ve 101.maddeye göre Türkiye’de kaza sigortası dalında çalışmaya yetkili sigorta şirketleri, Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortasını yapmakla yükümlüdürler. Yasa’nın 88.maddesinde sorumlular arasında bir ayrım yapılmadığı için, zorunlu sigorta koşulları çerçevesinde işletenin sorumluluğunu belli bir miktara kadar üstlenen sigortacı, m.85/Son gereği “işleten ile sürücü  ve yardımcılarının kusurundan kendi kusuru gibi” sorumludur.

b)  İsteğe bağlı sorumluluk sigortası

Gene 2918 sayılı Yasa’nın 100.maddesine göre, motorlu araç işleten “isteğe bağlı” sorumluluk sigortası yaptırmışsa, sorumluluğun kaldırılması veya tazminatın azaltılmasına ilişkin Yasa’nın 95 inci maddesi ve zamanaşımına ilişkin 109 uncu maddesi isteğe bağlı (ihtiyari) mali sorumluluk sigortasını yapan sigortacı hakkında da uygulanır.

c)  Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası

4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 18.maddesine göre, taşımacılar “Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası” yaptırmak  ve  yolcuya gelebilecek bedeni zararlar için Yasa’nın 17.maddesinden doğan sorumluluklarını sigorta ettirmek zorundadırlar. 17.maddeye göre sorumluluğun kapsamı ve sınırları “duraklamalar dahil olmak üzere yolcunun kalkış noktasından varış noktasına kadar geçecek süre içinde meydana gelecek her türlü kazalar”dır.  Bu kazalar tek yanlı veya başka araçların da karıştığı trafik kazaları ile sınırlı olmayıp, yolculuğun başlangıcından bitimine kadar (mola ve duraklamaları da kapsamak üzere)  yolcunun başına gelebilecek her türlü kazalardır. Bu konuda Yasa’ya bağlı Yönetmeliğin 63.maddesinde “yolcu taşımacıları, duraklamalar dahil olmak üzere yolcunun kalkış noktasından varış noktasına kadar olan seyahat süresince meydana gelecek bir kaza nedeniyle yolcunun ölümü, yaralanması ya da eşyasının zarara uğramasından dolayı sorumludurlar” denilmiştir. İşte, Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortasını yapan sigortacı, böylesine kapsamlı bir sorumluluk üstlenmektedir.

d)  Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası

4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 34’üncü maddesi gereği düzenlenen Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 63-68 maddelerine göre, yolcu taşımacılığı yapmak üzere taşımacı yetki belgesi almış olan gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kuruluşları taşıyacakları yolcular ve taşımada görevlendirecekleri sürücüler ile yardımcıları için “Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası” yaptırmak zorundadırlar.

Zorunlu Koltuk Sigortası, motorlu araçlarla ilgili öteki sigorta türlerinden apayrı bir sigorta türü olup, bir sorumluluk (zarar) sigortası değil, bir “kaza sigortası”dır. Bununla yolcular için “can güvenliği” sağlanmak istenmiştir. Yolcu ölürse poliçe tutarının tamamı (destekten yoksun kalanlara değil) mirasçılara ödeneceğinden doğrudan bir “can” sigortası, bir tutar “meblâğ sigortası”dır. Mirasçıların dışındaki destekten yoksun kalanlar “Koltuk Sigortası”ndan yararlanamazlar. Mirasçılar arasında ayrıca destekten yoksun kalanlar varsa, Koltuk Sigortasından paylarına düşen miktarın dışında ve bundan ayrı olarak, destekten yoksun kalma zararları için, öteki sorumluluk sigortalarına başvurma veya taşımacıya karşı dava açma hakları olacak; Koltuk Sigortası’ndan aldıkları sigorta bedeli hiçbir zaman ve hiçbir biçimde destekten yoksun kalma tazminatından indirilmeyecektir.

Yolcu ölmeyip de sakat kalmışsa sakatlık derecesine  göre “sakatlık tazminatı”  ödenir. Ölüm tazminatında olduğu gibi, Koltuk Sigortasından alınan sakatlık tazminatı,  ayrıca kazanç ve güç kaybı nedeniyle hesaplanan tazminattan indirilmez.

Zorunlu Koltuk Sigortasının en önemli özelliklerinden biri de, taşımacı ile sürücü ve yardımcılarının bir kusurları bulunmasa bile zarar gören yolculara veya görevlilere gereken ödemenin yapılmasıdır. Çünkü bu sigorta türünde, taşımacının sorumluluğu üstlenilmemekte, doğrudan yolcular için kazaya karşı bir güvence (teminat) sağlanmış bulunmaktadır.

Bazı sigortacıların, “Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası”ndan yararlanacak “yolcular” konusunda yanılgıya düştükleri;  yasal düzenleme gereği taşımacıların yaptırmak “zorunda oldukları” bu sigorta türünün adında geçen “ferdi kaza” deyimine bakarak, bunu, isteğe bağlı özel bir kaza sigortası olan “Ferdi Kaza Sigortası” ile karıştırdıkları görülmektedir. Bu yanılgı sonucu, Ferdi Kaza Sigortası’na uygulanan Türk Ticaret Kanunu’nun 1321/2.maddesi’nin, Zorunlu Koltuk Sigortası’na da uygulanacağını  sanmaktadırlar. Söz konusu maddeye göre “küçüklerin, kısıtlıların ve ayırtım gücünden yoksun olanların ölümünü şart koyarak sigorta edilmeleri geçersiz ve yok hükmündedir.” Maddenin konuluş amacı, sigortanın bu tür kişilere bakmakla yükümlü olanlar tarafından yaptırılması halinde, küçüklerin ve kısıtlıların ölümünden bu kişilerin çıkar sağlamalarını  önlemektir. Zorunlu Koltuk Sigortası’nda ise böyle bir çıkar ilişkisi yoktur.

Daha açık bir deyişle, Koltuk Sigortası’nda, sigorta ettiren (taşımacı) ile sigorta edilenler arasında bir çıkar ilişkisi olmadığı gibi, rizikonun oluşmasında sigortadan yararlanacak kişilerin bir etkisi de söz konusu değildir. Sonuç olarak, Zorunlu Koltuk Sigortası’nda Türk Ticaret Kanunu’nun 1321.maddesinin 2. fıkrasının uygulama yeri yoktur. Bunun sonucu olarak yolculuk sırasında kaza geçirip bedensel zarara uğrayan küçükler, kısıtlılar ve ayırtım gücünden yoksun olanlar ve bunlar ölmüşlerse haksahipleri (mirasçıları) Koltuk Sigortası’ndan yararlanma hakkına sahiptirler.

e)  Güvence  Hesabının sorumluluğu

Daha önce  “Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı” adıyla, 2918 sayılı KTK’nun 108.ve 107/3.maddelerinde belirtilen koşullarda, yalnızca Yasa’nın 91.maddesindeki Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası  ile sınırlı olarak “güvence” sağlanmakta iken, 14.06.2007  tarihinde yürürlüğe giren 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 45.maddesi 3.fıkrasıyla 2918 sayılı KTK’nun 108 ve 107/3.maddeleri yürürlükten kaldırılarak, “Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı”nın yerine, daha genişle kapsamlı ve hemen bütün “zorunlu sigorta” türlerini  kapsayan  “Güvence Hesabı” adı altında yeni bir kurum oluşturulmuştur.

Yeni 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’na ve buna bağlı Yönetmelik hükümlerine göre, Güvence Hesabının kapsadığı (trafik kazaları ile ilgili) sigorta türleri şunlardır:

1)  Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası

2)  Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası

3)  Zorunlu  Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası

4) Yeşil Kart Sigortasıyla ilgili Motorlu Taşıt Bürosu ödemeleri

Yasa’nın 13/1.maddesinde “Bakanlar Kurulu, kamu yararı açısından gerekli gördüğü hallerde zorunlu sigortalar ihdas edebilir” denilmiştir.

Güvence Hesabına başvurma koşulları,  çok küçük bir farkla, Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı’nda olduğu gibidir. Yasa’nın 14/2.maddesine göre, Güvence Hesabı7na şu durumlarda başvurulabilecektir:

1)  Sigortalının tespit edilememesi durumunda kişiye gelen bedensel zararlar için,

2)  Rizikonun meydana geldiği tarihte geçerli olan teminat tutarları dahilinde sigortasını yaptırmamış olanların neden olduğu bedensel zararlar için,

3)  Sigorta şirketinin mali bünye zafiyeti nedeniyle sürekli olarak bütün branşlarda ruhsatlarının iptal edilmesi ya da iflası halinde ödemekle yükümlü olduğu maddi ve bedensel zararlar için,

4)  Çalınmış veya gasp edilmiş bir aracın karıştığı kazada, Karayolları Trafik Kanunu uyarınca işletenin sorumlu tutulmadığı hallerde, kişiye gelen bedensel zararlar için,

5)  Yeşil Kart Sigortası’nda Türkiye Motorlu Taşıt Bürosunca yapılacak ödemeler için,

f)  Uluslararası Yeşil Kart (Green Card) Sigorta Poliçesi

Yabancı plâkalı araçların neden oldukları ölüm ve yaralanmalarda, zarar görenler veya haksahipleri, uluslararası sorumluluk sigortası niteliğindeki Green Card’lardan (Yeşil Kart Sigorta Poliçeleri’nden) yararlanabilirler. Bu poliçelere göre, zarar görenlere hem maddi ve hem de manevi tazminat (limitsiz) öden­mektedir.

Her ne kadar, 2918 sayılı KTK. KTK. 91/6. maddesinde “turistlere ait taşıtlarla, uluslararası çok taraflı veya karşılıklı anlaşmalar kapsamına giren yabancı plakalı taşıtların Türkiye’de uluslararası anlaşmalarla kabul edilmiş sigortaları yoksa, bunlar için zorunlu mali sorumluluk sigortası Türkiye sınırlarına  girişleri sırasında yapılır” denilmiş ise de, Yasanın bu hükmünü yanlış ve sakıncalı buluyoruz. Çünkü, (eski 1615 sayılı Gümrük Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin 3.2.1973 tarihli Gümrük Yönetmeliğinin 1299/d maddesi ve Yeni 4458 sayılı Gümrük Kanunu’na göre yayınlanan 20.1.2000 tarihli Gümrük Yönetmeliğinin 587/d maddesi ile KTK. 91/6. maddesi çelişmektedir.

Halen yürürlükteki 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin 20.01.2000 tarihli Gümrük Yönetmeliği’nin 587/d maddesinde :

“Yeşil Kart Sigorta Poliçesinin süresi bitmiş veya Green Card’larda Türkiye rumuzu (TR) nin üzeri çizilmiş ise, böyle bir taşıtın Türkiye’ye girişine izin verilmez.”

denilmesine göre, KTK 91/6.maddesi ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu 14/1.maddesi uyarınca  ülkemizdeki poliçe limitlerini aşmayan ödemelerle yetinilmemeli; Green Card (Yeşil Sigorta) Poliçesi’nin maddi ve manevi tazminatı kapsayan limitsiz ödemelerinden yararlanmanın yolları aranmalıdır. Şöyle ki: Eğer yabancı plâkalı aracın Green Card’ı (Yeşil Sigorta Poliçesi) yoksa, böyle bir aracın yu­karda anılan Yönetmeliğe aykırı olarak ülkemize sokulmuş olması bir “hizmet kusuru” olacağından, zarar görenlerin Maliye ve Gümrük Bakanlığı’na karşı dava açabilecekleri ve zararlarını (limitsiz) isteyebilecekleri kanısındayız. Geçmişte bu yol denenmiş ve başarılı sonuç alınmıştır.

g)  Motorlu Kara Taşıt Araçları Kasko Sigortası:

Kasko Sigortası, taşıt araçlarının ve sahiplerinin “kendilerine” gelen zararları karşılamak üzere yapılan sigorta türüdür. Başka bir anlatımla, Kasko Sigortası, aracı hasara uğrayan sigortalıya kendi sigorta şirketine başvurma hakkı verir.

Kasko Sigortasının özelliklerini şöylece sıralayabiliriz:

1  Yasalarda yer almamış olmakla birlikte TTK. m.1278’e göre, Kasko Sigortasından sigorta ettiren ve onun taşıtı ile birlikte, eylemlerinden sorumlu oldukları kişiler ve aracı kullananlar da yararlanırlar.

2)  Sigorta ettirenin veya aracı kullananın kusuru tazminat tutarını etkilemez.

3)  Aracın gerek hareket halinde iken ve gerekse durduğu yerde oluşan hasarları sigortacı ödemekle yükümlüdür.

Kasko sigortası ile 2918 sayılı KTK’unda yer alan Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası ve İsteğe Bağlı (ihtiyari) Mali Sorumluluk Sigortası birbirleriyle karıştırılmamalıdır. Şöyle ki:

1)  Kasko sigortası, sigorta ettirenin kendi zararlarını karşılar.

2)  Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası ile İsteğe Bağlı Sorumluluk sigortası kural olarak üçüncü kişilere veya Yasaca üçüncü kişi konumundaki  kişilere verilen zararlar içindir.

h)  Birleşik (Paket) Sigorta Poliçesi:

Sigorta şirketleri isteyenlere tek poliçe halinde “Kasko+Sorumluluk Sigortaları” yapmaktadırlar. Bu poliçelerde “Kasko”nun (sigorta ettirenin kendisine gelen zararların yanı sıra), zarar vermesi olası üçüncü kişilerin de başvurabileceği “Ferdi Kaza Sigortası-İsteğe Bağlı Sorumluluk Sigortası” gibi sigorta türlerine yer verilebilmekte ve bu tür çok amaçlı poliçelere çoğunlukla “Motorlu Kara Taşıt Araçları Birleşik Kasko Sigorta Poliçesi” denilmektedir.

Zarar gören  üçüncü kişiler, Kasko sigortasından yararlanamazlar ise de , “Birleşik Poliçe”de yer alan İsteğe Bağlı Mali Sorumluluk Sigortasından zararlarının karşılanmasını isteyebilirler.

i)   Ferdi Kaza Sigortası :

Can sigortası türlerinden olan ve sigorta yaptıran kişilerin “kendilerini, sürücüyü ve belli bir sayıda araçta taşınan kişileri”  koruyan Ferdi Kaza Sigortası, trafik kazalarının da yer aldığı her türlü can zararlarını karşılayan bir sigorta sözleşmesidir. Sigorta genel şartlarına göre bu sigorta türü ile verilen güvenceler “ölüm, sürekli işgöremezlik, geçici işgöremezlik ve tedavi giderleri”dir. Bu sigorta türünün konumuzla ilgisi şudur ki, trafik kazası geçiren araç sahibi, işleten, sürücü ve  taşınan kişiler  bu sözleşmeye dayanarak Ferdi Kaza Poliçesi’nde yazılı limitler üzerinden sürekli veya geçici işgöremezlik zararları ile tedavi giderlerini isteyebilir. Kendileri ölmüşse mirasçılarına sigorta bedeli ödenir. Gelir Vergisi Kanunu m. 25/1’e göre ölüm tazminatı için gelir vergisi ödenmez. Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu m. 2/d’ye göre de maddi ve manevi zarar karşılığı ödenen tazminatlar ivazsız sayılamayacağından veraset ve intikal kapsamına girmez. Bu iki nedenle, tüm tazminat türlerinde olduğu gibi, Ferdi Kaza Sigortası’ndan ölenin hak sahiplerine ödenen “ölüm tazminatı” her türlü vergiden bağışıktır.

k) Karayolu turist taşıma araçları zorunlu sigortaları

1618 sayılı Seyahat Acentaları  Kanunu’nun 13.01.2007 gün 5571 sayılı Yasa ile değişik  “Zorunlu Sigorta” başlıklı  12.maddesi (a) bendinde:  “Seyahat acentaları, düzenledikleri paket tur kapsamında; müşteriye taahhüt ettikleri hizmetlerin acentanın iflası da dahil olmak üzere herhangi bir nedenle verilmemesi veya taahhüt edilen şekilde verilmemesinden kaynaklanabilecek sorumluluklarını sigorta ettirmek zorundadır. Bu durumda sigortacının sorumluluğu en az paket tur bedeli kadar olmalıdır. Müşteri, sigorta kapsamındaki zararını doğrudan doğruya sigorta şirketinden talep edebilir” denildikten sonra, (b) bendinde “Paket tur sözleşmesi düzenlenirken, müşteriye:

1- Müşterinin kaza ve hastalık halinde çıkış noktasına dönüş masraflarını,

2- Her türlü kazadan doğan zararını ve tedavi masraflarını, poliçe limiti  kadar karşılayacak şekilde sigorta ettirilebileceğini bildirmekle yükümlüdürler” denilmiş;

Yasaya bağlı  Seyahat Acentaları Yönetmeliği’nin “Karayolu Turist Taşıma Araçları” başlıklı 38.maddesinde, seyahat acentalarının transfer ve turlarda kullanacakları yolcu taşıma araçlarının nitelikleri açıklanırken (g) bendinde, gezi düzenleyicilerinin yaptıracakları sigorta türleri şöyle sıralanmıştır:

1- Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası

2- Zorunlu Koltuk Sigortası

3- Ferdi  Kaza Sigortası

Yönetmelik en son 25.4.1997 tarihinde değiştiğine göre,  4925 sayılı Yasa ve buna bağlı Yönetmelik gereği, yukardaki listeye Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortasını da eklemek gerekmektedir.

IV-TRAFİK KAZALARINDA ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

1-  YASA HÜKMÜ

2918 sayılı KTK.nun 109.maddesi 1.fıkrasında “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin istekler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği günden başlayarak iki yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar” denilmiş ise de,

2.fıkrasında “Dava, cezayı gerektiren bir eylemden doğar ve ceza kanunu bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre maddi tazminat istekleri için de geçerlidir” hükmü yer almıştır.

KTK.109.maddesinin 2.fıkrası, Borçlar Yasası’nın 60/2. maddesine koşut bir hüküm içermektedir. B.K.m.60/2’ye göre “Tazminat davası, ceza kanunları uyarınca daha uzun süreli zamanaşımına bağlı cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olursa, kişisel davaya da o zamanaşımı uygulanır.”

2-  ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

Trafik kazalarında zamanaşımı sürelerine ilişkin 2918 sayılı KTK’nun 109.maddesi hümü gayet açık olmasına karşın, birinci fıkradaki (yalnızca maddi hasarlar için) iki yıllık zamanaşımı süresine takılıp kalınmakta, ikinci fıkradaki “uzamış ceza zamanaşımı” süreleri ve bu fıkranın yollamada bulunduğu Ceza Yasasındaki zamanaşımı süreleri bir türlü bellenememektedir. Aşağıda ayrıntılı açıklamalar yapılmıştır.

a)  Ölüm ve yaralanmalarda :

Trafik kazalarının (birkaç ayrık durum dışında) büyük bölümü, uzun süreli cezayı gerektirir suç niteliğinde eylemlerden kaynaklandığına göre, genel kural iki yıllık süre değil, KTK’nun 109.maddesi 2.fıkrası gereği  (eski TCK.m.102/3-4’e göre beş ve on yıl) 5237 sayılı yeni TCK. 66.maddesine göre:

Ölümlerde (ölü sayısı ne olursa olsun)  (15)) yıl,

Yaralanmalarda (bedensel zararlarda)  (8) yıldır. Ancak aynı olayda hem ölü ve hem yaralı varsa tümüne (15) yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Hattâ hem ölüm ve hem yaralanma ile sonuçlanan trafik kazalarında araç hasarlarına dahi (birlik ilkesi gereği) uzamış ceza zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

b) Maddi hasarlarda :

KTK 109/1.maddesine göre süre (2) yıl ise de, eğer, maddi hasarla birlikte ölüm ve yaralanma da varsa, uzamış ceza zamanaşımı süreleri maddi hasarlara da uygulanacaktır. Çünkü, 109.maddenin 2.fıkrası hükmü açıktır; ceza yasasındaki zamanaşımı sürelerinin uygulanabilmesi için zararın türü önemli olmayıp, eylemin ceza yasasına göre suç sayılması yeterlidir.

c) Manevi tazminat isteklerinde :

Uzamış ceza zamanşımı hükümleri manevi tazimnat isteklerine de uygulanır. Her ne kadar, manevi tazminat istekleri için KTK. 90. maddesinde “Manevi tazminat konularında Borçlar Yasasının haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır” denilmiş ve zamanaşımı ile ilgili 109.maddenin 1.fıkrasında “maddi zarar” dan ve 2. fıkrasında “maddi tazminat”tan söz edilmiş ise de, bu hükümlere bakılarak manevi tazminat istekleri için uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanmayacağı gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Çünkü, KTK.90. maddesinde Borçlar Yasasına yapılan gönderme açık olduğundan, BK. m.60/2. hükmü gereği, ceza davası zamanaşımı süreleri manevi tazminat isteklerinde de uygulanacaktır. Yasakoyucunun gereksiz yere yarattığı bu anlam ve kavram kargaşası, Yargıtay’ın manevi tazminat konusundaki çeşitli kararları ile giderilmiş; manevi tazminat istekleri için de uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanacağı kesinlik kazanmıştır.[6]

d)  Yükümlülerin birbirlerine dönme haklarında süre

Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı dönme hakları KTK.109.maddesi 4.fıkrasına göre, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.

3-  CEZA ZAMANAŞIMI TÜM SORUMLULARA UYGULANIR

Ceza zamanaşımı sürelerinin uygulanmasında sürücü, işleten, sigortacı ayrımı yapılamaz; tüm sorumlular hakkında uygulanır. Çünkü, Yasa’nın 85/Son maddesine göre, işleten (araç sahibi, girişimci vb.) sürücünün kusurundan “kendi kusuru gibi sorumlu” olduğundan ve  Yasa’nın 91. maddesine  göre  sigortacı işletenin sorumluluğunu belli bir miktara kadar üstlenmiş bulunduğundan tümü hakkında Yasa’nın 109/2. maddesindeki uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri uygulanır.

KTK’nun 85/1.maddesine göre: “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu te­şebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı ol­duğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”

85.maddenin “Son” fıkrasına göre de: “İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” Bu nedenledir ki, uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri  araç sahibi, işleten ve işleten sayılanların tümüne uygulanır.

4- CEZA ZAMANAŞIMI SİGORTACIYA DA UYGULANIR

Uzamış ceza zamanaşımı süreleri, aynı biçimde ve aynı koşullarda sigortacıya karşı açılacak davalarda da uygulanır.

109. maddenin 3. fıkrasına göre “Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır.”

Yasanın 88.maddesinde “dayanışmalı sorumlular” arasında sigortacı da bulunduğundan ve 91. maddeye göre işletenlerin sorumluluklarının bir bölümünü sigortacı devraldığından, m.85/son’daki “işletenin, sürücü ve yardımcılarının kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olacağı”  hükmü nedeniyle, m.109/2’deki (uzamış) ceza zamanaşımı süreleri sigortacıya karşı da uygulanır. Bu hususa açıklık getirmek yönünden, yasa hükümleri dışında, Trafik Sigortası Genel Şartlar C.8 maddesinde  (eski m.17/2’de)  “Dava, cezayı gerektiren bir eylemden doğar ve ceza kanunu bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre tazminat istemleri için de geçerlidir.” denilerek sigortacıya karşı açılacak davalarda da (uzamış) ceza zamanaşımının uygulanacağı vurgulanmıştır. una göre:

İşletenlerin sigorta poliçelerindeki limite kadar sorumluluklarını üstlenen sigortacıya (ölüm ve yaralanma nedeniyle) başvurularda ve açılacak davalarda  (Yeni TCK. m.66’ya göre) (8) ve (15) yıllık  uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri uygulanacaktır. Yasa hükmünün yanı sıra, sigortacıya “uzamış ceza zamanaşımı” sürelerinin uygulanacağı, (yukarda açıklandığı gibi)  Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları  C.8 maddesinde de (eski 17/2.maddesi) ayrıca açıklanmıştır.

5-  CEZA ZAMANAŞIMI DOLDUKTAN SONRAKİ  DAVA SÜRESİ

kaza tarihinden işlemeye başlayan ceza zamanaşımı süresi dolmuş ve bu sürede zarar veya tazminat sorumlusu öğrenilememişse, KTK. 109/1. maddesi gereği öğrenme gününden başlayarak iki yıllık zamanaşımı süresi içinde ve her halde aynı maddede belirtilen on yıllık (objektif) kesin süre dolmadan dava açılması gerekecektir. Örneğin, bir ölüm veye bir yaralanmalı olaylarda sorumluların kim olduğu kaza tarihinden on yıl sonra öğrenilmişse ve sekiz yıllık ceza zamanaşımı süresi de geçmişse, artık Yasa’nın 109/1.maddesindeki on yıllık (objektif) kesin süre dolmadan, iki yıllık öğrenme süresi içinde dava açılabilecektir.

Bu konunun, bugün artık bir önemi kalmamıştır. Çünkü, eski 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki (5) ve (10) yıllık süreler, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nun  66.maddesiyle (8) ve (15) yıla çıkarılmıştır. Eh, bir dava sekiz yılda bitirilemiyorsa ya da sorumlular sekiz yılda öğrenilemiyorsa, yargının işleyişinde bir sorun var demektir.

V-TRAFİK KAZALARINDA CEZA ZAMANAŞIMININ

UYGULANMA  KOŞULLARI

1-  Ceza zamanaşımının uygulanması hakkında yanlış algılar

Ceza zamanaşımının uygulanma koşullarını açıklamaya girişmezden önce, bu konudaki yanlış bilgileri düzeltmek, daha doğrusu yanlış algılamaları gidermek için bir ön açıklama yapalım:

a)  KTK. 109/2. maddesindeki uzamış ceza zamanaşımı sürelerinin, yasanın 85/son maddesi ve 91.maddesi uyarınca işletenlere, işleten sayılanlara ve sigortacıya ayrım yapılmaksızın aynı biçimde uygulanacağı gözden kaçırılmaktadır.

b)  Ceza zamanaşımının işleten ve diğerlerine uygulanacağı bilinse bile, birden fazla ölü ya da bir ölü ile bir veya birkaç yaralı olması durumunda 5237 sayılı TCK 66.maddesi (e) bendindeki (8) yıllık değil, (d) bendindeki (15) yıllık zamanaşımı süresinin (eski 765 sayılı TCK.102. maddesinin 4.bendindeki (5) yıllık değil, 3.bendindeki (10) yıllık zamanaşımı süresinin) uygulanacağı hep gözden kaçırılmış veya bir türlü öğrenilememiştir.

c)  Ceza zamanaşımının uygulanma koşulları da yeterince bilinmemekte;  uygulamanın ceza davasının devamı süresine bağlı olduğu sanılmaktadır. Oysa, işleten, sürücü, sigortacı ve diğerleri hakkında ceza zamanaşımının uygulanması içinhaksız eylemin suç niteliği taşıması yeterli olup, ayrıca ceza davası açılmış ve hükümlülük kararı verilmiş olması koşul değildir. Sanık hakkında hiçbir kovuşturma yapılmamış ve ceza davası açılmamış olsa bile, hukuk hakimi, haksız eylemde suç niteliği görüyorsa (uzamış) ceza zamanaşımını uygulamakla yükümlüdür. (BK.m.53)

2-  Ceza zamanaşımının uygulanma koşulları

a)  Ceza zamanaşımının uygulanması için haksız eylemin suç niteliği taşıması yeterli olup, eylemi işleyen hakkında ayrıca ceza davası açılmış olması veya hükümlülük kararı verilmiş bulunması gerekli değildir.[7]

b)  Haksız eylemden (suçtan) zarar görenlerin ceza davasına katılmaları ve şikayetçi olmaları da  koşul değildir.[8]

c)  Ceza davası açılmış ve sonuçlanmış olsa bile, 5237 sayılı yeni TCK.85 ve 89 maddelerindeki ceza sürelerine göre (eski 765 sayılı TCK 455-459 maddelerindeki ceza sürelerine göre)  5237 sayılı TCK 66. maddesi (d) ve (e) benntlerindeki (eski 765 sayılı TCK. 102/3-4’deki) ceza davası süreleri dolmamışsa, bu süreler içinde hukuk mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davaları açıldığında işleten, sürücü ve tüm sorumlular hakkında (uzamış) ceza zamanaşımı uygulanacaktır. (KTK.109/2, BK.60/2)

d)  Şikayete bağlı suçlarda, belli süre içinde şikayette bulunulmaması veya hiç şikayet yoluna başvurulmaması durumunda dahi, koşullar oluşmuşsa, ceza zamanaşımı uygulanır.[9]

e)  C. Savcılığının takipsizlik kararı da ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.[10]

f)   Ceza ehliyeti olmayanlar hakkında da (uzamış) ceza zamanaşımı uygulanır.[11]

g)  Mirasçılara karşı açılan davada da (uzamış) ceza zamanaşımı uygulanır. Trafik kazasında sürücü ölmüş ve bu yüzden takipsizlik kararı verilmiş olsa bile, ölenin mirasçıları ve işletenler hakkında da ceza zamanaşımı uygulanır.[12]

h)  Kamu davasında “kişisel haklar (tazminat hakları) saklı tutularak” ceza davasından vazgeçilmiş olması, hukuk mahkemesinde açılan tazminat davasında ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.[13]

i)   Cezaların ertelenmesi veya özel af, hukuk mahkemesinde uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasını etkilemez.

k)  Haksız eylemi işleyen hakkında hiç kovuşturma yapılmamış, ceza davası açılmamış veya ceza davası açılıp da kanıt yetersizliği nedeniyle aklama (beraat) kararı verilmiş olması durumunda dahi, eğer hukuk hakimi B.K.53. maddesi çerçevesinde yapacağı araştırma, inceleme ve değerlendirme sonucu haksız eylemde suç unsuru buluyorsa, davalılar hakkında (uzamış) ceza zamanaşımını uygulayacaktır.

l)   Hukuk mahkemesinde açılan maddi ve manevi tazminat davasında (uzamış) ceza zamanaşımının (KTK.109/2, BK.60/2) uygulanmasını gerekli ve zorunlu kılan durumları şöyle sıralayabiliriz :

aa) Kesin mahkumiyet kararları karşısında uzamış ceza zamanaşımının uygulanması zorunlu olur.

bb) Kanıt yetersizliği nedeniyle ceza mahkemesinde aklama kararı verilmiş olmasına karşın, hukuk hakimi eylemin suç niteliğinde olduğu sonucuna varırsa, doğrudan ceza zamanaşımını dikkate almak durumundadır.

cc) Suç kastı bulunmadığı gerekçesiyle ceza mahkemesinde verilen aklama kararları karşısında da, hukuk hakimi tazminat davasını sürdürürken eylemde suç niteliği bulursa, ceza zamanaşımını uygulayacaktır.

dd) Ölüm nedeniyle kamu davası düşmüşse, haksız eylemi işleyenin mirasçıları hakkında da uzamış ceza zamanaşımı uygulanacak; ölenin işletenine de bu durum yansıyacak, yani onun hakkında da ceza zamanaşımı uygulanacaktır.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Hukuk Hakimi, Borçlar Yasası 53. maddesinin belirlediği koşullar içerisinde, Ceza Mahkemesi karşısında bağımsız olup, gerekli gördüğünde yeniden araştırma ve kusur incelemesi yaptırırken, eğer haksız eylemde suç unsuru bulursa (sürücü, işleten, sigortacı ayrımı yapmaksızın tüm tazminat sorumluları hakkında) uzamış ceza zamanaşımını uygulayacaktır.

3-  Ceza zamanaşımının uygulanamayacağı durumlar

a)  Ceza mahkemesinin, suçun işlenmediğini kesin saptayan ve maddi olgulara dayanan aklama (beraat) kararı.

b)  Afla ceza davasının düşmesi.

4-  Teknik arızadan kaynaklanan kazalarda ceza zamanaşımı uygulanacak mıdır?

Bu konu üzerinde bugüne kadar hiç durulmamış ve üzerinde düşünülmemiştir. 2918 sayılı KTK’nun 109.maddesi 2.fıkrasına göre, uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan trafik kazasının “cezayı gerektiren  bir eylem”den doğmuş olması, başka bir deyişle “suç niteliği taşıması” gerekmektedir.

Bilindiği gibi, teknik arızadan kaynaklanan kazalarda,çoğu kez  sürücü “kusursuz” bulunmaktadır. Sürücü kusursuz olunca da, işletene de kusur yüklenememekte, başka bir deyişle sürücü cezalandırılamadığı için, ceza sorumluluğu işletene de yansımamaktadır. Ceza sorumluluğu olmayınca da sürücüye ve işletene  KTK 109.maddesinin 2.fıkrasındaki “uzamış ceza zamanaşımı” sürelerinin  değil, 109.maddenin 1.fıkrasındaki (2) yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmak gerekeceği söylenecektir.

Ancak işleten “tehlike sorumluluğu” ilkesince, teknik arıza nedeniyle doğan zarardan indirimsiz sorumlu ve tam tazminat ödemekle yükümlü bulunmaktadır. Teknik arıza, çoğu kez, işveren tarafından aracın düzenli (periyodik) bakımının yapılmamasından ya da eski ve trafiğe elverişsiz taşıtların sefere konulmasından kaynaklanmaktadır.

Şimdi sormak gerekir: Düzenli (periyodik) bakımı yapılmayan, eski ve trafiğe elverişsiz taşıtları sefere koymak yalnızca bir kusur mudur, yoksa ceza yaptırımını gerektiren bir suç olarak nitelenebilir mi?

Fren ve lastik patlaması, rot çıkması, direksiyon kilitlenmesi v.b. gibi  “teknik arıza”  olarak adlandırılan çoğu bozukluklar, beklenmeyen ve önceden tahmin edilemeyen durumlar değil, araçtaki bakımsızlıktan kaynaklanan “işletme kusurları”dır. İşletenlerin, araçların  düzenli (periyodik) bakımlarını yaptırmamaları, frenleri kontrol ettirmemeleri, aşırı yükle yıpranmış, hurdalaşmış, teknik şartlara uymayan araçları trafiğe çıkarmaları, yasaların emredici hükümlerine aykırı birer “işletme kusuru”dur. Bu işletme kusurlarının, bir kazaya yolaçması ve bu kazanın ölüm veya yaralanma ile sonuçlanması durumunda, aynı zamanda bir “taksirli suç” niteliğinde olup olmadığı tartışılmalıdır.

KTK’nun 29.maddesine göre “Araçların yapım ve kullanma bakımından karayolu yapısına ve trafik güvenliğine uyması zorunludur. 30.maddeye göre, araçların teknik şartlara uygun durumda bulundurulması zorunludur. Karayolları Trafik Yönetmeliği hükümlerine ve özellikle 38. maddeye uygun  olmayan araçların karayoluna çıkarılmaları işletenler yönünden ağır kusur sayılmalıdır.

Ayrıca taşımacılar yönünden, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun  7.maddesi 2.fıkrasına ve Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 23.maddesine göre, taşımacılar “teknik şartlara” uymayan  taşıtları trafiğe çıkarmamakla yükümlüdürler.

Motorlu araç işletenin ve taşımacının, araçtaki bozukluktan (teknik arızadan) kaynaklanan ölüm ve yaralanmalarda “taksirli suç” kapsamında ceza sorumlulukları bulunduğunun kabul olunması gerektiği kanısındayız. Taksirli suçun yeni 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85-89 maddelerinde tanımlanmamış olması büyük eksikliktir. Yürürlükten kalkan 765 sayılı TCK’nun 455-459. maddelerindeki “kurallara, emirlere, yönetmelik ve yönergelere aykırı davranışlar ile bir kimsenin ölümüne ve yaralanmasına neden olmak” tanımı  anımsanırsa,  motorlu araç işletenlerin, Trafik ve Taşıma Yasaları ile bunlara bağlı Yönetmeliklerdeki emredici hükümlere aykırı olarak “teknik” yönden uygun olmayan ve düzenli bakımı yapılmayan araçları sefere koymalarının “yasalardaki emredici hükümlere, kurallara,yönetmeliklere aykırı” eylemler olduğu ve “taksirli suç” olarak ceza kovuşturmasını gerektireceği sonucuna varılmalıdır.

Bu görüşümüzü bir başka yasanın uygulanışı güçlendirmektedir. Şöyle ki:

4857 sayılı İş Kanunu’nun 77.maddesine (eski 1475/73) göre :

“İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.

İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar.”

Bu maddenin uygulanması, (eski yasa döneminde olduğu gibi) hem işverene karşı  tazminat ve  rücu davaları açılması ve hem de iş kazasının sorumluları (işveren veya işveren vekilleri) hakkında  ceza kovuşturması yapılması biçiminde gerçekleşmektedir. Buna göre, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması sonucu işçinin ölümü veya beden gücü kaybına uğraması durumu, koşulları varsa, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85-89 maddeleri yönünden “taksirle öldürme veya yaralama” suçlarını oluşturmakta; işveren veya vekili ya da işin başında görevli mühendis, teknisyen, ustabaşı  hakkında ceza kovuşturması yapılıp suç unsurları varsa cezalandırılmaktadırlar.

İş hukukundaki bu uygulamayı, “teknik arıza”dan kaynaklanan trafik kazaları ile karşılaştırırsak, fabrikalardaki teknik noksanlık ve makine arızaları ile araçlardaki “teknik arıza” arasında nitelikçe bir fark  bulunmadığı kabul olunacak; fabrikalardaki teknik arızadan dolayı işveren veya temsilcileri hakkında ceza kovuşturması yapılabildiğine göre, teknik arızadan sorumlu işletenler hakkında ceza  davası açılmamasının mantıklı bir açıklaması bulunamayacaktır.

İşte bunun için diyoruz ki, düzenli (periyodik) bakımı yapılmayan, eski ve trafiğe elverişsiz taşıtları sefere koyan işletenler hakkında da , işverenler hakkında olduğu gibi, “teknik arıza”dan kaynaklanan ölüm ve yaralanmalar nedeniyle ceza kovuşturması yapılmalı, suçlu bulunurlarsa cezalandırılmalıdırlar.

Sonuç olarak, “teknik arıza” yasalara aykırı bir savsama ve bir suç olduğundan, bundan kaynaklanan ölüm ve yaralanmalara da “uzamış ceza zamanaşımı” süreleri uygulanmalıdır.

VI- YOLCU TAŞIMADA ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

1- Karayolu Taşıma Kanunu’na göre yolcu taşımada zamanaşımı

10.07.2003 gün 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu 24. maddesindeki “zamanaşımı” hükmü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Ka­nunu’nun 109. maddesinde olduğu gibidir. Buna göre :

Yolcunun ölümü veya be­densel zarara uğraması durumunda taşımacıya, işletene, girişimciye, sürücüye, yardımcılarına ve sigorta şirketlerine karşı açılacak davalarda (uzamış) ceza zamanaşımı uygulanacak; bu da 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 66’ncı maddesine göre belirlenecektir.

Söz konusu mad­deye göre, zamanaşımı süreleri, beş yıla kadar hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda (8) yıl, beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını ge­rektiren suçlarda (15) yıl olacaktır. Başka bir deyişle, bir veya daha fazla yolcu ölmüşse zamanaşımı (15) yıl, yaralanmalarda (8) yıl olacak; hem ölü ve hem yaralı varsa,tümü için zamanaşımı süresi(15) yıl olacaktır.

4925 sayılı Yasa yürürlüğe konuluncaya kadar zamanaşımı yönünden Türk Ticaret Kanunu 767/5. maddesinin yollamasıyla BK 125 maddesindeki (10) yıllık süre uygulanmış iken, 4925 sayılı Yasa’nın, Türk Ticaret Kanunu karşısında daha özel bir yasa olduğunun kabul edilmesi durumunda artık yukarda açıklanan (8) ve (15) yıllık sürelerin uygulanması gerekeceği kanısındayız. Çünkü, 4925 sa­yılı Yasa’nın 36. maddesinde “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 6762 sa­yılı Türk Ticaret Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu ve diğer ilgili mevzuat hükümleri uygulanır” denilmiştir. Yeni Yasa’nın 24.maddesinde zamanaşımı hükmü bulunduğuna göre, artık Türk Ticaret Kanunu yerine, 4925 sayılı Yasa’daki zamanaşımı süreleri uygulanacak­tır.

2- Türk Ticaret Kanunu’na göre yolcu taşıma davalarında za­manaşımı

Türk Ticaret Kanunu’nun “zamanaşımı” başlıklı 767.maddesinin 1. fıkrasında “Taşıma sözleşmesinden doğan bütün alacaklar bir yılda zamanaşımına uğrar.” denildikten sonra, 5.fıkrasında “Eşya, taşıyıcının hile veya ağır kusurundan dolayı kaybolmuş, noksanlaşmış veya bozulmuş yahut geç teslim edilmişse veya yolcu, taşıyı­cının hilesi yahut ağır kusuru yüzünden geç ulaşmış veya meydana gelen bir kaza sonucunda bedensel zarara uğramış veya ölmüş ise, taşıyıcının sorumluluğu bu maddedeki zamanaşımına tabi olmaz.” denilmiştir.

Böylesine karışık ve anlaşılmaz biçimde yazılmış bu madde metnine baka­rak, Borçlar Kanunu 125. maddesine yollamada bulunulduğu, buna göre yolcula­rın kaza sonucu ölümü veya yaralanmaları durumunda taşıyıcıya karşı açılacak davaların zamanaşımının on yıl olacağı sonucunu çıkarabilmek kolay olmasa gerektir ki, Yargıtay bir çok bozma kararlarında zamanaşımının on yıl olduğunu uzun uzun açıklama gereğini duymuştur. Bir Yargıtay kararında denildiği gibi, madde metninin anlaşılabilmesi için 767. maddenin 5. fıkrasını “yorumlamak” gerekmektedir.

Sözkonusu 5. fıkrada eşya ve yolcuya ilişkin iki hüküm vardır. Yolcuyla ilgili hükmü de ikiye ayırmak gerekmektedir. Bunlardan birincisi “yolcunun gideceği yere geç ulaşması” ve ikincisi “kaza sonucu ölmesi veya bedensel zarara uğra­ması” dır. Yolcunun gideceği yere geç ulaşması, taşıyıcının hile veya ağır kusuru şartına bağlanmasına karşın, ölümü veya bedensel zarara uğraması durumu böyle bir şarta bağlanmış değildir. İşte bütün bu nedenlerden ötürü, yolcu beden­sel zarar nedeniyle veya yakınları ölüm nedeniyle taşıyıcıya karşı dava açarlarsa, TTK. 767.maddesinin 5. fıkrasının yollamasıyla Borçlar Kanununun 125. madde­sindeki on yıllık zamanaşımı uygulanacaktır.

TTK. 767. maddesi 5.fıkrası için şöyle bir ayrım yapabiliriz:

a)  Yolcu, taşıyıcının hilesi veya ağır kusuru yüzünden (gideceği yere) geç ulaşmışsa ve bu gecikmeden dolayı bir zarar doğmuşsa, açacağı davada 10 yıllık zamanaşımından yararlanacaktır.

b)  Yolcu, bir kaza sonucu bedensel zarara uğramışsa kendisinin, eğer öl­müşse desteğinden yoksun kalan yakınlarının açacakları davaların zamanaşımı (başka hiçbir koşul aranmaksızın) 10 yıl olacaktır.

Bir kez daha yineleme gereğini duyarak açıklıyoruz ki, T.T.K. 806. madde­sine göre “yolcuları gidecekleri yere sağ ve sağlıklı olarak ulaştırmakla yükümlü” olan taşıyıcıya karşı, “yolcuların kaza sonucu ölmesi veya yaralanıp bedensel zarara uğramaları” durumunda açılacak maddi ve manevi tazminat davalarının zamanaşımı, TTK. 767.maddesi 5. fıkrasının yollamasıyla Borçlar Kanunu 125. maddesine göre on yıl’dır.

Bu on yıllık zamanaşımının başlangıcı, B.K. 60.maddesine göre zararın gerçekleştiği ve tazminat sorumlularının kesin öğrenildiği gündür. Zararın ger­çekleşmesi, bedensel zararlarda iyileşmenin tamamlanıp yolcunun işinin başına dönebildiği gündür; kalıcı sakatlık söz konusu ise, buna ilişkin yetkili sağlık ku­rullarınca verilmiş “kesin işgöremezlik raporunun” duruşmada öğrenildiği tarihtir. Ölümlü kazalarda, ölenin haksahiplerinin destekten yoksun kaldıklarını öğren­dikleri tarih zamanaşımının başlangıcı olacaktır.

3-  Taşımacıların, çalıştırdıkları kişilerden dolayı ceza zamanaşımının uygulanması

Taşımacılar, aynı zamanda motorlu araç işleten olarak 2918 sayılı KTK’nun 85/Son maddesine ve taşımacı olarak Türk Ticaret Kanunu’nun 782.maddesine göre çalıştırdıkları kişilerin kusurunda “kendi kusuru gibi” sorumlu oldukları için, yolculara karşı sorumluluklarından ayrı olarak “üçüncü kişilere” karşı sorumlulukları yönünden haklarında uzamış ceza zamanaşımı süreleri, yani (8) ve (15) yıllık zamanaşımı süreleri uygulanacaktır.

VII-TRAFİK-İŞ KAZASI NEDENİYLE İŞVERENİN SORUMLULUĞUNA

UYGULANACAK ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

İşçi ile işveren arasındaki ilişki “Hizmet Sözleşmesi”ne dayandığından, iş kazası sonucu beden gücü kaybı nedeniyle işçinin ve ölümünde haksahiplerinin açacağı maddi ve manevi tazminat davalarının zamanaşımı süresi Borçlar Kanunu 125.maddesine göre (10) yıldır.

Ancak “trafik-iş” kazalarında işveren, aynı zamanda motorlu araç işleten konumunda olup da,  çalıştırdığı kişilerden ölenlerin sayısı birden fazla ise veya bir ölü ile bir veya birden fazla yaralı varsa, 2918 sayılı KTK’nun 109.maddesi 2.fıkrası ile  TCK 66.maddesi (d) bendi gereği  hakkında açılan davanın zamanaşımı (15) yıl olacaktır.

SİGORTALARDA ZAMANAŞIMI SÜRELERİ

VIII- TRAFİK SİGORTASINDA ZAMANAŞIMI

Kısaca “Trafik Sigortası” denilen Yasa’daki adıyla “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası”na başvurularda ve açılacak davalarda zamanaşımı süreleri,  2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109.maddesinde olduğu gibidir. Madde hükmü, Sigorta Genel Şartları’nda da yinelenmiştir. Aşağıda bu konuda ayrıntılı açıklamalar yapılmıştır.

1-  Yasa hükmü

2918 sayılı KTK’nun “Ortak Hükümler” başlıklı Beşinci Bölümünde yer alan 109. maddesinde zamanaşımının uygulanması yönünden dayanışmalı sorumlular arasında bir ayrım yapılmamış, maddenin 3.fıkrasında“Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından  da kesilmiş sayılır” denilerek, işleten hakkında uygulanacak zamanaşımı hükümlerinin sigortacı yönünden de geçerli olacağı belirtilmek istenmiştir. Yasanın 88. maddesinde  ”dayanışmalı sorumlular” arasında bir ayrım yapılmamış olmasına; 91.maddeye göre sigortacının, işletenlerin 85.maddedeki sorumluluklarını belli bir miktara kadar üstlenmiş bulunmasına; 85.maddenin son fıkrasındaki işletenin, “sürücü ve yardımcılarının kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olacağı” hükmünün, dayanışmalı sorumluluk gereği sigortacı yönünden de geçerli olmasına göre, işleten hakkında uygulanan zamanaşımı sürelerinin sigortacıya da uygulanması yasal bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Şu halde, ölüm ve yaralanmalarda uzamış ceza zamanaşımı sigortacı hakkında da uygulanacaktır. Bu konuda asla duraksamaya ve kuşkuya yer yoktur. Kimi sigortacıların 6085 sayılı Yasa’nın yürürlükte olduğu döneme ilişkin Yargıtay kararlarını ileri sürmeleri ve yargıyı yanıltma çabaları kınanması gereken davranışlardır. 1983 yılında 2918 sayılı Yasa yürürlüğe konulmakla, eski yasayla ilgili geçmiş yıllardaki  kararların bir hükmü kalmamıştır.

2-  Sigorta Genel Şartları

Yasa hükümlerine koşut olarak, 1.3.1992 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları C.8  (eski 17/2) maddesinde çok açık biçimde “Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre tazminat talepleri için de geçerlidir” denilmiş bulunmasına karşın, sigortacıların ve vekillerinin (ölüm ve yaralanmalarda) iki yıllık zamanaşımı savunması yapmaları kaygı verici olup, sigorta üst yönetimleri ile denetleme kurullarının bu konuda uyarıcı ve önleyici olmaları gerekmektedir.

Karayolları Motorlu Araçlar Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları C.8 (eski Genel Şartlar 17) maddesi hükmü, aynen 2918 sayılı KTK’nun 109.maddesini yinelemekte olup şöyledir:

“Motorlu araç kazalarından doğan zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zarar ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre tazminat talepleri için de geçerlidir.

Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır.

Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.

Diğer hususlarda genel hükümler uygulanır.”

3-  Sigortacıya uygulanacak zamanaşımı süreleri

Trafik Sigortası Genel Şartları C.8 maddesi 2.fıkrasında (KTK’nun 109.maddesi 2.fıkrasına ve BK’nun 60/2.maddesine koşut olarak) ölüm ve yaralanmalarda sigortacının sorumluluğu yönünden uzamış (ceza) zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı hükmü yer almıştır.

Uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri  eski  765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 455-459.maddelerindeki eylemler nedeniyle  102.maddeye göre, bir ölü veya bir yaralı varsa (5) yıl, birden fazla ölü ile bir ölü ve bir veya birden fazla yaralı varsa (10) yıl iken,  5237 sayılı yeni Türk Ceza Yasası’nın yürürlüğe girmesinden sonra Yasa’nın 66’ncı maddesine göre, zamanaşımı süreleri bir veya daha fazla ölüm varsa  (15) yıl, yaralanmalarda (bedensel zararlarda) (8) yıl olmuştur. Eğer aynı olayda hem ölü ve hem yaralı varsa tümüne (15) yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

4-  Dönme (rücu) davalarında süre

Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı dönme hakları KTK.109.maddesi 4.fıkrasına göre, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.

IX-İSTEĞE BAĞLI SİGORTADA ZAMANAŞIMI

2918 sayılı Yasa’nın 100.maddesine göre, motorlu araç işleten “isteğe bağlı” sorumluluk sigortası yaptırmışsa, sorumluluğun kaldırılması veya tazminatın azaltılmasına ilişkin Yasa’nın 95 inci maddesi ve zamanaşımına ilişkin 109 uncu maddesi isteğe bağlı (ihtiyari) mali sorumluluk sigortasını yapan sigortacı hakkında da uygulanır. Buna göre, Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası’nda olduğu gibi, zamanaşımı süreleri, ölümlerde  (15) yıl, yaralanmalarda (8) yıl; aynı olayda hem ölü ve hem yaralı varsa tümü için  (15) yıldır.

X- TAŞIMA SİGORTASINDA ZAMANAŞIMI

Yasa ve Yönetmelikteki adıyla “Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası”nda zamanaşımına ilişkin düzenlemeler şöyledir:

1-  Yasa hükmü:

4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun  “Tazminat ve Sigorta” başlıklı üçüncü kısım ikinci bölümünde yer alan “zamanaşımı”na ilişkin 24. maddesine göre:

“Bu Kanuna göre yapılan sorumluluk sigortası sözleşmelerinden doğan her türlü tazminat davası, hak sahibinin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zarara neden olan olay tarihinden itibaren on yıl sonra zamanaşımına uğrar.”

Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğmakta ve Türk Ceza Kanununda bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmekte ise tazminat davasında bu ceza zamanaşımı uygulanır.”

2- Sigorta Genel Şartları

Zorunlu Karayolu Taşıma Sigortası Genel Şartları’nın “zamanaşımı”  ile ilgili  C-7 maddesi, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 24.maddesindeki  gibidir. Buna göre:

“Sigorta sözleşmesinden doğan her türlü tazminat davası, hak sahibinin zararı ve tazminat yükümlülerini öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve herhalde zarara neden olay tarihinden itibaren on yıl sonra zaman aşımına girer.”

“Dava, cezayı gerektiren bir fiilden oluşmuşsa ve Türk Ceza Kanununda bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörülmekte ise tazminat davasında bu zaman aşımı dikkate alınır.”

3-  Zamanaşımı süreleri

Yasadaki ve Genel Şartlardaki bu açıklamalara göre, zamanaşımı süreleri, yalnız maddi zarar ve tedavi giderleri yönünden, öğrenme gününden başlayarak (2) yıl ve her halde (10) yıl; ölüm ve bedensel zararlarda 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 66’ncı maddesindeki sürelere göre, ölümlerde  (15) yıl, yaralanmalarda (8) yıl, aynı olayda hem ölü ve hem yaralı varsa  tümü için (15) yıldır.

4-  Zamanaşımını kesen nedenler

4925 sayılı Yasa’nın 24. maddesi 3. fıkrasında ve Genel Şartlar C-7 maddesi 3. fıkrasında,  zamanaşımının uygulanması yönünden dayanışmalı sorumlular arasında ayrım yapılmamış; “Sorumlu kişi hakkındaki zamanaşımını kesen sebepler, sigorta şirketi hakkında da uygulanır. Sigorta şirketi hakkında zamanaşımını kesen sebepler sorumlu kişi hakkında da uygulanır” denilmiştir.

5-  Dönme (rücu) davalarında süre

4925 sayılı Yasa’nın 24. maddesi 4. fıkrasında ve Genel Şartlar C-7 maddesi 4. fıkrasına göre: “Bu sigortada, tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zaman aşımına uğrar.”

XI- KOLTUK SİGORTASINDA ZAMANAŞIMI

4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 34.maddesi uyarınca yürülüğe konulan Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 64.maddesindeki adıyla “Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası”na uygulanacak zamanaşımı süreleri şöyledir:

1-  Zamanaşımı süreleri

Koltuk Sigortası Genel Şartları’nın “zamanaşımı”  ile ilgili  C-7 maddesi, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 24.maddesindeki  gibidir. Buna göre:

Sigorta sözleşmesinden doğan her türlü tazminat davası, hak sahibinin zararı ve tazminat yükümlülerini öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve herhalde zarara neden olay tarihinden itibaren on yıl sonra zaman aşımına girer.

Dava, cezayı gerektiren bir fiilden oluşmuşsa ve Türk Ceza Kanununda bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörülmekte ise tazminat davasında bu zaman aşımı dikkate alınır.”

Yasadaki ve Genel Şartlardaki bu açıklamalara göre, zamanaşımı süreleri, yalnız maddi zarar ve tedavi giderleri yönünden, öğrenme gününden başlayarak (2) yıl ve her halde (10) yıl; ölüm ve bedensel zararlarda 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 66’ncı maddesindeki sürelere göre, ölümlerde  (15) yıl, yaralanmalarda (8) yıl, aynı olayda hem ölü ve hem yaralı varsa tümü için  (15) yıldır.

2-  Zamanaşımını kesen nedenler

4925 sayılı Yasa’nın 24. maddesi 3. fıkrasında ve Genel Şartlar C-7 maddesi 3. fıkrasında, zamanaşımının uygulanması yönünden dayanışmalı sorumlular arasında ayrım yapılmamış;

“Sorumlu kişi hakkındaki zamanaşımını kesen sebepler, sigorta şirketi hakkında da uygulanır. Sigorta şirketi hakkında zamanaşımını kesen sebepler sorumlu kişi hakkında da uygulanır” denilmiştir.

3-  Dönme (rücu) davalarında süre

Bu konuda, 4925 sayılı Yasa’nın 24. maddesi 4. fıkrasında ve Genel Şartlar C-7 maddesi 4. fıkrasında :“Bu sigortada, tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zaman aşımına uğrar” denilmiştir.

XII- GÜVENCE HESABINDA ZAMANAŞIMI

1-  Başvurularda ve açılacak davalarda zamanaşımı süreleri

Daha önce “Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı” adıyla yalnızca 2918 sayılı Yasa’daki Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası’nı kapsayan bu sigorta türünün yerini, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle tüm zorunlu sigortaları kapsayan “Güvence Hesabı” almış ve Yasa gereği Güvence Hesabı Yönetmeliği yayınlanmıştır. Ancak, Yönetmelikte zamanaşımına ilişkin bir hüküm bulunmadığından, Güvence Hesabına başvurularda ve açılacak davalarda  ilgili Yasalardaki hükümler uygulanacaktır. Buna göre:

Güvence Hesabına uygulanacak zamanaşımı süreleri 2918 sayılı KTK’nun 109.maddesindeki ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 24.maddesindeki zamanaşımı süreleri olacak;  ölüm ve yaralanmalarla ilgili başvurularda ve Güvence Hesabı’na karşı açılacak davalarda uzamış (ceza) zamanaşımı süreleri­ geçerli olacaktır.

Bu açıklamalara göre, zamanaşımı süreleri, (sigorta şirketinin iflâsı ha­linde) maddi zararlar için öğrenme gününden başlayarak (2) yıl ve her halde (10) yıl; ölüm ve bedensel zararlarda 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 66’ncı mad­desindeki sürelere göre, ölümlerde (15) yıl, yaralanmalarda (8) yıl; aynı olayda hem ölü ve hem yaralı varsa tümü için  (15) yıldır.

2-  Konu ile ilgili Yargıtay kararları

Güvence Hesabı’na başvurularda veya açılacak davalarda uzamış ceza zamanaşımı sürelerinin uygulanması konusundaki yanlış bilgilenmeleri ve duraksamaları gidermek için, önceki Garanti Sigortası Hesabına ilişkin Yargıtay kararlarından kısa örnekler veriyoruz:

Uzamış ceza zamanaşımı işleten ve trafik sigortacısı hakkında uygulandığına göre Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı hakkında da uygulanmak gerekir.

11.HD.11.07.2005, E. 2004/10777 K.2005/7464

Uzamış ceza zamanaşımı, Garanti Sigortası Hesabına başvurularda da ge­çerlidir.

11.HD.05.04.2004, E. 2003/8955 K.2004/3556

Trafik Sigortası bulunmayan aracın çarpması sonucu ölüm nedeniyle açılan tazminat davasında, Karayolları Trafik Garanti Sigortası Hesabı hakkında da uza­mış ceza zamanaşımı süresi uygulanır.

11.HD.23.01.2006, E. 2005/343 K.2006/385

2918 sayılı KTK’nun 8.kısım 5.bölüm “Ortak Hükümler” başlığı altında yer alan 109/2.maddesindeki uzamış ceza zamanaşımı süresi, Trafik Sigortacısı hak­kında uygulanmak gerektiği gibi, kimliği belirsiz aracın yol açtığı olay nedeniyle Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı hakkında da uygulanır.

11.HD. 23.03.2006, E.2005/3357 K.2006/3096

XIII- ÖZEL SİGORTALARDA ZAMANAŞIMI

Kasko sigortası, Ferdi Kaza Sigortası ve bütün özel sigortalarda zamanaşımı süresi TTK.1268. maddesine  göre “iki yıl”dır.

XIV-ZAMANAŞIMININ BAŞLANGICI

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu 109.maddesi 1.fıkrasına, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu 24.maddesi 1.fıkrasına ve Borçlar Kanunu’nun 60. maddesi 1.fıkrasına  göre, haksız eylemden doğan zararlar için açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği günden işlemeye başlar.

1–  Tazminat sorumlularının öğrenilmesi

a)  Genellikle, kazayı yapan sürücünün veya kazaya neden olan sürücü yardımcılarının kimlikleri baştan belirlenebilmektedir. Gerçek suçlu gizlenmiş ve onun yerine suçu bir başkası üstlenmişse, zamanaşımı, gerçek suçlunun öğrenilmesinden sonra işlemeye başlayacaktır. Ya da, sahibinin haberi olmaksızın, kimliği belirsiz biri tarafından araç kullanıldığı sırada kaza meydana gelmiş olabilir veya çalınan ya da gasbedilen aracın sürücüsünün kim olduğu uzun bir araştırma sonrasında ortaya çıkabilir. İşte bu gibi durumlarda da zamanaşımı, gerçek sorumlunun öğrenilmesinden sonra işlemeye başlayacaktır.

b)  İşletenler yönünden de gerçek sorumlunun ad veya ünvanının saptanması zamanaşımının başlangıcı olacaktır. Davacının yanlış kişiye ve araçla doğrudan veya dolaylı ilgisi bulunmayan şirkete karşı dava açması durumunda, dava husumet yönünden reddedilecek ise de, eğer ad ve ünvanda ve temsilcide yanılma varsa, bu durum (sıfatta yanılma, temsilcide yanılma) davanın reddini gerektirmeyip, yeni bir dava açma yönüne de gidilmeden (ıslaha dahi başvurulmadan) aynı dava içinde araştırma yapılarak ve doğru ad ve ünvan saptanarak davaya devam olunmalıdır.

c)  Tazminat sorumlusu olan özel ve tüzel kişilerin bir bölümünün öğrenilip, dayanışmalı sorumlulardan birinin veya birkaçının henüz öğrenilememiş olması ya da dava sırasında gerçek sorumlunun ortaya çıkması durumunda, her ne kadar BK.m.50 ve 51. maddelerine göre bunlardan biri hakkında dava açılmış olması tümünün ortaklaşa ve zincirleme sorumluluğunu gerektirir ise de, hakkında dava açılmayandan tahsilat yapılamayacağından, her yeni öğrenilen sorumlu (tazminat yükümlüsü) için yeni bir zamanaşımı işlemeye başlayacaktır.

d)  Trafik sigortasını yapan veya isteğe bağlı poliçe düzenleyen sigorta şirketi yönünden de, kaza tarihinde geçerli poliçenin ele geçirilmesinden veya sigortacının ad ve ünvanının kesin öğrenilmesinden sonra zamanaşımı işlemeye başlayacaktır.

2-  Zararın öğrenilmesi

a)  Ölümlü kazalarda, zamanaşımının başlangıcı kural olarak olay tarihi olmak gerekir ise de, “zararın öğrenilmesi” kavramına bağlı kalındığında, zamanaşımının başlangıcının “ölenin desteğinden yoksun kalanın” bunu öğrendiği tarih olması gerektiği kanısındayız.

b)  Yaralanma ile sonuçlanan kazalarda, zamanaşımının başlangıcı konusunda bazı ayrımlar yapmak gerekir :

a)Geçici işgöremezlik durumlarında, tedavinin tamamlandığı ve mesleki işten kalma süresinin belli olduğu tarih, zamanaşımının başlangıcı olacaktır.

bb)Kalıcı sakatlığın (sürekli işgöremezliğin) söz konusu olduğu durumlarda, zamanaşımının başlangıcı sürekli sakatlığa ilişkin kesin raporun ortaya çıktığı ve davacı tarafından öğrenildiği tarihtir. Bu konuda Yargıtay’ın 1958 yılından beri süregelen kökleşmiş kararları bulunmaktadır.[14]

cc)İyileşme süresinin uzaması durumunda, bedensel zararın gelişimi beklenecek ve kesin sakatlığın ortaya çıkıp yetkili sağlık kurullarının raporunun mahkemeye gelmesinden sonra zamanaşımı işlemeye başlayacaktır.

dd)Sürekli işgöremezlik oranında her artış, ayrı bir olgudur. Her birinin öğrenme gününden başlayarak yeni bir zamanaşımı işlemeye başlayacaktır.

ee)Sonradan ortaya çıkan ve önceden kestirilemeyen (trafik kazası sonucu dolaşım bozukluğu, böbrek yetmezliği vb.) durumlarda da, zararın kesin biçimde saptandığı tarih zamanaşımının başlangıcı olacaktır.

XV-ZAMANAŞIMININ KESİLMESİ

Zamanaşımının kesilmesine ilişkin Borçlar Yasası 133,134,135. maddesi ve dayanışmalı sorumluluğa ilişkin 50. madde hükümleri, trafik kazaları için de geçerlidir.

1- Dava edilen miktarla sınırlı olarak zamanaşımının kesilmesi

Yargıtay’ın yerleşik ve henüz değişmeyen kararlarına göre “Kısmi davanın tesbite ilişkin bölümü için zamanaşımı kesilmiş olmaz. Zamanaşımının kesilmesi, ilk (kısmi) davada istenen miktar ile sınırlıdır.”

Önceleri ilk (kısmi) davanın tesbite ilişkin bölümü için ek (ikinci) dava açılırken, Anayasa Mahkemesi kararıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 87/son. maddesinin iptal edilmesinden  sonra uygulamaya konulan “ıslah yoluyla dava değerinin artırılması” evresinde de Yargıtay’ın görüşleri değişmemiş; ıslahla artırılan bölüm için zamanaşımı definde bulunulabileceği, başka bir deyişle (önceden olduğu gibi) ilk (kısmi) davada istenen miktarla sınırlı olarak zamanaşımının kesileceği, bunun dışında tesbite ilişkin bölüm için (zararın tamamı için) zamanaşımının ilk dava ile kesilmiş olmayacağı görüşüne sıkı sıkıya bağlı kalınmıştır.

Oysa bizim görüşümüz, Borçlar Yasası 42. maddesi 2.fıkrası çerçevesinde yargıcın zararı ve kapsamını araştırmakla yükümlü olduğu, bu bağlamda ilk açılan davayla birlikte zararın tamamı için zamanaşımının kesilmiş sayılması gerektiği; çünkü dava değerinin artırılması (harcın tamamlanması) işleminin ıslah bile olmayıp, tazminat davalarının başlangıcındaki belirsizlikten kaynaklanan zorunlu bir işlem olduğu yönündedir.[15]

2- Zincirleme sorumlulardan biri hakkında kesilen zamanaşımının, tümü hakkında kesilmesi

a)  2918 sayılı KTK.nun çeşitli maddelerine göre, sürücü, işleten, sigortacı birlikte “tam zincirleme sorumlu” olduklarından, biri hakkında kesilen zamanaşımı, tüm sorumlular hakkında da kesilir .

KTK.88.maddesi 1. fıkrasına göre: “Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil (zincirleme) olarak sorumlu tutulur.”

Yasanın bu hükmü ile BK. m.50’deki “tam zincirleme sorumluluk” kuralı benimsenmiştir. Her ne kadar BK.m.50’de tam zincirleme sorumluluk için “tek hukuksal neden” koşulu sözkonusu ise de KTK.m.88/1’deki özel düzenleme ile 85. maddenin son fıkrasındaki hüküm karşısında, “trafik kazasından zarar görme” durumunu “tek hukuksal neden” saymak gerekmektedir.

b)  KTK.85.maddesi son fıkrasına göre: “İşleten, sürücü ve yardımcılarının kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” Bu hüküm ile de, tehlike sorumluluğu ilkesine göre zarardan sorumlu olan işleten ile kusur sorumlusu olan sürücü ve yardımcıları bir ve aynı hukuksal nedene dayalı olarak, birlikte ve ortaklaşa tam zincirleme sorumlu sayılmışlardır. Böyle olunca da, zarar görenin sorumlulardan yalnız birine karşı açtığı davada zamanaşımı, tüm tazminat sorumluları hakkında da kesilmiş olur.

c)  Yukardaki bölümlerde ayrıntılı olarak belirttiğimiz üzere, Karayolları Trafik Yasasındaki “işleten” kavramı çok geniş tutulmuştur. Motorlu araçlarla doğrudan veya dolaylı ilişkisi bulunan ve motorlu aracın işletilmesinden ekonomik yarar sağlayan (kazanç elde eden) tüm kişi ve kuruluşlar “işleten” sayılmıştır. Bunlar, yasanın çeşitli maddelerinde yer alan “girişimci, girişimcinin bağlı olduğu işletme, araç sahibi, uzun süreli kiracı, rehin veya ariyet alan, motorlu araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunan onarımcı, bakımcı, servis işletmecisi, alım-satım işi yapan galerici, garaj veya otopark işleteni, yarış düzenleyici,  devlet ve kamu kurumu olup da araç sahibi veya işleteni konumunda olan, bunların tümü motorlu taşıtlarla ilgili faaliyetlerinden veya motorlu araçları kullanan durumunda bulunmalarından dolayı “işleten” veya “işleten gibi” sorumlu sayılmışlardır. Bütün bunlar bir motorlu aracın işleteni olmaları veya işleten gibi sorumluluk taşımaları sırasında m.85/son gereği “sürücü ve yardımcılarının kusurundan, kendi kusurları gibi sorumlu” olacaklarından, bu sorumlulukları “tam zincirleme” sorumluluktur. Bu nedenle, bunlardan bir hakkında açılan tazminat davasında zamanaşımı (dava edilen miktarla sınırlı olarak) tümü hakkında kesilmiş sayılır.

d)  Sigortacı da tam zincirleme sorumlular arasındadır. Yasanın 91. maddesine göre sigortacı, işletenlerin sorumluluklarının bir bölümünü üstlenerek zincirleme sorumlular arasına katılmıştır.

Sigortacı yönünden tam zincirleme sorumluluğun kesin hükmü, Yasanın 109. maddesi 3. fıkrasında yer almış; “Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur.” denilmiştir.

e)  Bir trafik kazasında, kazaya karışan motorlu araç sayısı birden fazla ise veya birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar da ortaklaşa ve zincirleme tam sorumlu olurlar. Bu durum, Yasa’nın 88. maddesi 1.fıkrasında şöyle açıklanmıştır : “Bir motorlu aracın karıştığı kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar ortaklaşa ve zincirleme sorumlu tutulur.”

f)   Zarar gören, yukarda açıklanan “tam zincirleme” sorumlulardan birini veya bir kaçını dava etmekte özgürdür. Bunun yasal dayanağı Karayolları Trafik Yasasının 85/son ve 88/1 maddeleri ile 91,108,109/3. maddeleri ve Borçlar Yasası’nın 50. ile 141. ve 142. maddeleridir. BK.50. maddesine göre:” Birden çok kimseler birlikte ve ortaklaşa kusurlarıyla bir zarara neden olurlarsa, zarar görene karşı sorumlulukları, tek hukuksal nedene dayanır ve tam zincirleme sorumlu olurlar.”

BK.142.maddesi 1.fıkrasına göre: ”Zarar gören, zararın tümünü zincirleme sorumluların yalnız birinden isteyebileceği gibi, hepsine karşı açacağı tek dava ile de isteyebilir.” 142.maddenin 2.fıkrasına göre de:“Borç tümüyle ödeninceye kadar bütün borçluların sorumluluğu devam eder.”  (tazminathukuku.com)